Ahmet Hamdi Tanpınar Sözleri

Ahmet Hamdi Tanpınar Sözleri

Şu anda “Yazar ve Şair Sözleri ” Kategorisinde “Ahmet Hamdi Tanpınar Sözleri” sayfasında bulunmaktasınız. Sizde sayfamızda Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait güzel sözler paylaşmak isterseniz aşağıda yer alan yorum bölümünden sözlerinizi paylaşabilirsiniz. Sayfa İçeriği: Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir? Ahmet Hamdi Tanpınar Sözleri ve Şiirleri, En Güzel Yazar Sözleri, Edebi Sözler, Özlü Sözler, Anlamlı Sözler,Sihirli Sözler…

Kısa Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Sihirli Sözler, Muhteşem Sözler, En Güzel Sözler, Anlamlı Sözler, Popüler Sözler, Dini Sözler ve Özlü Sözler kategorilerindeki sözlere ulaşmak için mutlaka diğer sayfalarımızı ziyaret ediniz…

“Herkesin Güzel Sözlere İhtiyacı Var.”

AHMET HAMDİ TANPINAR SÖZLERİ

 

Yanlış denen şey, onu düzeltme budalalığına katlanan için vardır.

Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız.

Ayar saniyenin peşinde koşmaktır.

Allah insanı bırakırsa her şey mahvolur!

Baktım, konuşurken bir kere daha güzeldin.

Her şey bir sonsuzlukta birbirinin tekrarıydı.

Çırpınan bir ruhum artık
Bin hasretle delik deşik.

Evlilik sonsuz bir şifadır.

Hayat çok defa bir şeye asılmakla kabildir.

Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.

 

Şu kainat denen nesnenin içinde en çok sevdiğim yürek,üstüne en çok titrediğim insan kalbi senin göğsündedir.

Hayat biraz da tefrika romanı değil mi?Her gün bir yığın gizli tasavvurların, kararların tatbiklerine, neticelerine şahit olmuyor muyuz?”

Bütün fecaat, insanın, insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi.

Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır….Bu da gösterir ki zaman ve mekan insanla mevcuttur….

Sen insandan mesuliyet duygusunu kaldırıyorsun. Yerine birtakım hazır, yaradılıştan gelme faziletler koyuyorsun. Halbuki insan mesuliyet duygusundan başlar. Öbürleri mizaç zenginlikleridir.

Bu yaşadığım hayat, o kadar benim değil ki herhangi bir saatimde birisi gelip de bana “Haydi kalk, sıran geldi, kendi kendin ol!” diye bağırsa sanki böyle bir şey mümkünmüş gibi inanıp koşacağım.

Hiçbir şeyin birbirini tutmadığı ve her şeyin en şaşırtıcı şekilde birbirine bağlı olduğu bir dünyada, bilmediğimiz bir dünyada kopan bir fırtınanın getirdiği enkazdan yapılmış bir panayırda imişim gibi yaşamaya başladım.

İnsan, elidir kardeşim, anladın mı? Bizi biz yapan elimizdir. Elin, düşünceni terbiye etsin! Bütün varlığınla kendini eline ve elindeki işine ver. Göz, el ve kafa hep beraber çalışmalıdır.

Sen de sevecek, şu veya bu şekilde ıstırap çekeceksin! Bir kaderden kurtulmaya beyhude çalışma!

Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz. Başka milletlerin tecrübesini yaşamaya çalışıyoruz.

Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı âdet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak… O zaman ne olacak? Kriz…

Madem ki düşünüyorum, o halde varım! Madem ki duyuyorum, o halde varım. Madem ki harp ediyorum, o halde varım. Madem ki ıstırap çekiyorum o halde varım. Sefilim varım, budalayım varım, varım, varım!

Çoğumuz seyahat eder gibi, benliğimizden kaçar gibi okuyoruz.

Ufak bir refah değişikliği, biraz teşebbüs ve gayret, küçük bir görüş farkı her şeyi ıslah edebilir.

Yaşasın aldırmamak!

İnsanlıktan ümit kesmedim, fakat insana güvenmiyorum.

 

İnsan zaman selinde kaybolmaya mahkumdur, ama aklı bu sonsuzlukta bir yıldız gibi parlayacaktır.

Yolculuk benim üzerimde daima iyi ve unutturucu bir tesir yapar. Istıraplarımızın, üzüntülerimizin mekânla, yahut hayatımızın tabii muhitiyle sıkı bir alakası olsa gerek.

Her şey yolunda… Fakat yalnızız. Bu dünyada yalnızız.

İyi ayarlanmış bir saat, bir saniyeyi bile ziyan etmez. Halbuki biz ne yapıyoruz? Bütün şehir ve memleket ne yapıyor? Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz.

Rüzgarda uçan tüy bile/ Benim kadar hafif değil.

Modern hayat ölüm düşüncesinden uzaklaşmayı emreder!

Günler gelip geçmedeler,/Kuşlar gibi uçmadalar.

İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.

Bir şeyden korkmak, biraz da onun geleceğini beklemektir.

Açık havada ölmek, cam arkasında boğulmaktan daha iyidir.

Leylâ… Elâ gözlü bir çöl ahûsu,/Saçları bahtından daha siyahtır.

Kendi kendime biz gurbetin insanlarıyız diyorum. Mesafelerin terbiye ettiği insanlar.

Herkes kendi boşluğunu bir parça duygu ile doldurmak, kendini süslemek istiyor.

Görünmezsen ne çıkar, ben seni kendimde taşıyorum!

 

Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti.

Hayatı güçleştiren şeylerden hoşlanacak yaşta değilim.

Hiçbir şey kendi alın teri kadar bir insanı tatmin edemez

Ney mevcut olmayanın yerine geçerek, onun izinden yürüyerek konuşur.

Saymak bizi daima aldatır. Gülünç ve eksik neticelere götürür. Zaten herhangi bir şeyi saymanın imkânı yoktur. İnsan tek bir hâl olsa istatistik denen bir şeye inanırım. İnsan karışıktır, durmadan değişir. O hâlde niye bu yorucu işe girmeli?

Bilgi bizi geciktirir. Zaten ne sonu, ne de gayesi vardır. Mesele yapmak ve yaratmaktadır. Bilselerdi, bilselerdi… Fakat bilselerdi bunu yapamazlardı. Bu heyecana, bu icada, bu kendiliğinden bulmağa erişemezlerdi. Bilgileri buna mâni olurdu.

Biz yaşayan, yaşamayı tercih eden insanlarız. Siz istediğiniz kadar somurtun!

Hayat, nasıl iki kutbun arasında çalışıyordu? Bir tarafta insan için bir yığın yükseltici şey, öbür tarafta sanki bütün bu yükseltici şeylerle aramızı kesmek, bizi onlardan ayırmak isteyen küçük endişeler, hesaplar, bedava düşmanlıklar vardı.

Tecrübe sahibi demek, yıpratılmış olmak, muayyen hudutta ve muayyen fikirde olmak demektir. Bu cins insanlardan bize hiçbir zaman hayır gelmez.

Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında/Yekpare, geniş bir anın/Parçalanmaz akışında.

Bir gül bu karanlıklarda/ Sükuta kendini mercan/ Bir kadeh gibi sunmada / Zamanın aralığından.

Benden sor sırrını bu boş yolların/ Benden sor ve benden dinle akşamı..

İsterdim bu eski yerde seninle/ Başbaşa uyumak son uykumuzu

Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak/ Rüyaların kadar sade, güzeldin,

 

Kime dokunsam sensin/ Kimi çağırsa dudaklarım…/Başımın tacı, canım efendim./ Görünmez çığlıklarımı gören,/ Eğilmez başımı öpensin./Sen bir deniz derinliğisin/ Uslanmak bilmez kederler ülkesi…/Coşup yağan fırtına sessizliğim…

Sesin yıldızlı gecemdir./Baş ucumda geniş, sonsuz/Dalgalanır derinleşir;

İçten gelen her șey doğrudur azizim.

Böyle bir sevgi tesadüfe bırakılamazdı.

Saat sesi bu yüzden onlar için şadırvanlardaki su sesleri gibi hemen hemen iç âleme, büyük ve ebedî inançların sesiydi.

Bazen düşünüyorum, ne garip mahlûklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?”

Ruhunuzu saran küçüklük duyguları içinde büyük değerlerinizi kaybedersiniz.

İnsan sadece zihnî bir hazımsızlığın eserleri gibi görülen garip bir halita.

Sabır insanoğlunun tek kalesidir.

İnanmayan bir adamla çalışmak dünyanın en güç işidir.
Artık bunalmıştım…
Bütün dediklerinizi yapıyorum. Bu yetişmez mi? İnanmaya ne lüzum var?
Hiçbir şey yapmayın, yalnız inanın, bize bu yeter…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM