Ömer Tuğrul İnançer Sözleri

Ömer Tuğrul İnançer Sözleri

Şu anda Dini Sözler Kategorisinde “Tasavvuf Sözleri” sayfasında bulunmaktasınız. Sayfa İçeriği: Tasavvuf Sözleri, Dini Sözler, İslami Sözler, Ömer Tuğrul İnançer Sözleri, Ömer Tuğrul İnançer Kitap Sözleri, Edebi Sözler, Anlamlı Sözler, Özlü Sözler, Yazar Sözleri…

Kısa Güzel SözlerAnlamlı Sözler, Sihirli Sözler, Muhteşem Sözler, En Güzel Sözler, Ünlü Sözleri, Özel Günler Sözleri, Etkileyici Sözler ve Özlü Sözler kategorilerindeki sözlere ulaşmak için lütfen diğer sayfalarımızı ziyaret ediniz…

“İnsanların Güzel Sözlere İhtiyacı Var.”

Ömer Tuğrul İnançer Sözleri

Hata yapmak Rahmanî’dir, hatada ısrar etmek şeytanidir.

Unutulmasın ki, her “ben” diyen yalnızdır.

İrfan süzgecinden geçmemiş her tahsil eksiktir.

İnsan, sıfatı ile değil, zatı ile âlidir.

Kişi, kişiye lâzım olanı bilip bulmalıdır.

Asıldan ayrı olduğumuz için dünya gurbettir.

Müslüman her şeye eyvallah demez, bir illallah noktası vardır.

Yarım doktor insanı hayatından, yarım âlim insanı imanından eder.

Mazi geçti. Atinin ne olduğunu bilmiyoruz. Dem bu dem, an bu andır.

Resûllullah Efendimizi sevmeyenler O’nu tanımayanlardır.

Hakikatte çirkin bir şey yoktur. Bize çirkin ve güzel gelenler vardır.

Gönül meseleleri akılla çözülecek meseleler değildir.

Hak dostlarından bahsedilen Meclislere Hakk’ın rahmet ve mağfireti yağar.

İdrak edemediğini inkâr etme meylinde olan insan, bu gafletinden kurtulmalıdır…

Her ilim evvela öğrenilir, sonra tatbik edilir. Din, evvela tatbik edilir, sonra öğrenilir.

Düşünmek farzdır. Söylenen lafları düşünmek suretiyle hakikate erişilir…

Medenî olmak, insana zimmetlenen yeryüzünü bozmadan, kirletmeden imar etme çabasıdır

İbadeti mükellefiyet olarak görmek değil, yar ile vuslat olarak görmek lazımdır.

Ancak şu da var: Tenekenin taklidi olmaz. Altının taklidi olur. Tasavvuf o kadar güzel, o kadar kıymetli bir şeydir ki, mutlaka taklidi yapılır.

İster meşale ile ister yağ kandiliyle ister petrol lambasıyla ister elektrikle aydınlanın. Mühim olan aydınlanmaktır.

Muallim talim ettirir, öğretir. Mürşit İrşad eder yani reşid kılar, olgunlaştırır. Onun için mürşid başkadır, muallim başkadır.

Tövbe edip temizlenmek, Allah’ın rahmetine vesiledir. Zira Allah’ın rahmeti, tövbe etmiş ve temizlenmiş bir kalbe iner. Dolayısıyla gönül aynasını kirlerden temizleyen sünger tövbedir.

Düşünce, akıIIa oIur. Tasavvuf gönüIIe oIur. AkıIIa gönül, bir araya gelmez. Gönül devreye girdi mi, akıI firar eder.

Aşk verdikçe çoğalır. Muhabbet verdikçe çoğalır. Her mana gibi. Madde, verince azalır. Mana, verince çoğalır.

Ne güzel sözdür “İslam’ın şartı beş, altıncısı haddini bilmek.” Haddini bilenler için yedinci şart daha oluşur: Haddini bilmeyene bildirmek.

Zahiri tertipli olmayanın bâtını, Bâtını tertipli olmayanın zahiri tertipli olmaz, ikisi beraberdir.

 

İnsanların birbiri arasında adalet istiyoruz. Allah’tan adâlet istemiyoruz. Rahmet, merhamet, şefkat, inayet, kerem, lütuf istiyoruz. Çünkü Allah’tan adâlet istersek, kendimize adil davranmadığımız için Allah adâleti ile tecelli ederse, yanarız.

İnsanın gelecekten haber almak merak ve endişesinden kurtulması lâzımdır. Çok güzel bir söz: Mâziyi tahattur ederek yâd etme, Atiyi hayâl kurarak şâd etme, Alacağın bir nefes, onu da berbat etme.

Hac, Cenab-ı Allah’ın, Hazreti Âdem dünyaya gönderilmeden önce melekler tarafından inşa edilmiş Kâbe binasını bizlere tevhit noktası olarak ilan etmesidir.

Botanikçi sadece gülün hangi toprağa dikilmesi gerektiğini, ne zaman bellendiğini, gübrelendiğini, sulandığını ve budandığını bilir. Gülün kokusunu ise ancak gülü koklayan bilir.

Biz cebinde ayna, tarak taşıyan bir peygamberin ümmetiyiz, dolayısıyla tertipli olacağız, zahirimiz ve bâtınımız tertipli olacak. Zaten ikisi beraberdir; zahiri tertipli olmayanın bâtını, bâtını tertipli olmayanın zahiri tertipli olmaz.

Biz muhabbet kelimesini, “konuşmak ve sohbet” olarak anlıyoruz. Muhabbet kelimesi lügat manası itibariyle “hubb,” yani “güzel” kelimesinden türemiştir. “Muhabbe,” karşındakini güzel görmek demektir. Karşılıklı olarak birbirini güzel görmeye “muhabbe” denir. İnsanlar da güzel gördükleri kimselerle konuşurlar, bunun için biz “konuşmanın adını “Muhabbet’e çevirmişiz. Aslında kelimenin lügat manası “sevişme” demektir. Karşındakini sevme ve onun tarafından sevilme demektir muhabbet.

Bilindiği gibi her şeyin altı yönü vardır. Ön, arka, sağ, sol, alt ve üst… Herhangi bir şeyin herhangi bir yönüne bakan ancak baktığı yönünü tanır. Diğer yönlerini görmediğinden tanıyamaz. Bu sebeptendir ki, Hz. Pir Hacı Bayram-ı Veli şu duayı çok sık yapardı: “Ya Rab bana eşyayı altı cihetinden de göster.

Malumdur ki gemi, suyun üzerinde, denizin üzerinde gittiği müddetçe su onu kaldırıcı ve gitmek istediği yere ulaştırıcı bir vâsıtadır. Ne zaman ki gemide bir delik hâsıl olur, deniz, geminin içine girmeye başlarsa artık o gemi yürümez ve batar. İşte dünya malı, insanı varmak istediği yere götüren, götürücü olan deniz gibidir. Onu sen içine almazsan, üzerinde olursan gemi gibi istediğin yere varırsın. Yok; hırsla, tamah ile onu içine almaya kalkarsan geminin su alıp batması gibi dünyaya batarsın.

Bildiğiniz gibi, normal yürüme iki bacakla olur. Bu bacaklardan biri aksaksa, kısaysa, diz kırılmıyorsa, bilek oynamıyorsa, parmak yoksa vs. noksanlık varsa, yürümede noksanlık olur. Yürümede noksanlık olunca yol kat etmede noksanlık olur. Yol kat etmede noksanlık olunca hedefe varmada noksanlık olur.

Her insanın bir kilidi vardır, o kilidi açacak bir anahtar lazım gelir. İşte Hz. Şems Hazretleri, Hz. Mevlânâ’nın hazine kilitlerinin anahtarıdır. O, hazinenin kilidini açmıştır.

Mevlevîlik, elbette bir tarikattır. Hz. Mevlânâ’dan babasına ve mürşidi olan Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizî’ye ve onlardan Necmeddîn-i Kübrâ’ya, oradan tâ Cüneyd-i Bağdâdî’ye, oradan da Resûlullah Efendimize kadar uzanan bir büyük silsiledir. Ama her dinî gruba tarikat demek yanlış olduğu gibi Mevlevîlik de bir dinî gruptur, demek yanlıştır.

Nişabur’da, Mantıku’t-Tayr’ın müellifi Feridüddîn-i Attar Hazretleri ile olan sohbet esnasında Attar Hazretleri, Sultânü’l-Ulemâ’ya “Efendim, nereden gelip nereye gidiyorsunuz?” diye sorunca, Hz.Mevlânâ’nın o küçük yaşında verdiği cevap doksan iki yaşındaki o mübarek koca çınarı ağlatmıştır. “Minallah illallah” (Allah’tan geldik, Allah’a gidiyoruz)

Sadakayı verip vermemek senin irade-i cüz’iyen sahasındadır. Sadakayı verdin, Efendimizin hadisi yürürlüğe girer; seksen sene. Vermedin, yine yürürlüğe girer; yetmiş üç sene. Bu senin irade-i cüz’iyen. Allah seni onu verip vermeyeceğini elbette bilir. Bilmesi, seni ona mahkum etmesi demek değildir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM