Çalıkuşu Aşk Sözleri

Çalıkuşu Aşk Sözleri

Sayfamızda Çalıkuşu Aşk Sözleri, Çalıkuşu Sözleri Kısa, Çalıkuşu Roman Alıntıları, Çalıkuşu Aşk Şiirleri, En Güzel Çalıkuşu Sözleri ve Çalıkuşu Duygusal Sözler yer almaktadır. En güzel Çalıkuşu Aşk Sözlerini sosyal medya (Facebook-İnstagram-Whatsapp Durum-Twitter) hesaplarınızdan paylaşmanız için sizler için derledik.

Siz de sayfamızda Çalıkuşu Aşk Sözleri paylaşmak isterseniz, aşağıdaki yorum bölümünü kullanarak sayfamıza söz ekleyebilirsiniz. Aradığınız en güncel, en özgün ve en beğenilen güzel sözlere Buradan ulaşabilirsiniz.

“Hayat, Paylaştıkça Güzeldir.”

Çalıkuşu Aşk Sözleri

 

Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akar.

Babalar gidince, kimi sevsen gidiyor sonra…

Halis muhabbet kavgasız, gürültüsüz olmaz, derler.

Ne bileyim, insan kalbi, öyle anlaşılmaz bir şey ki!…

Sanki o gözleriyle baktıkça içimdeki serçeler besleniyor.

Saklamaya çalışma nafile. Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akıyor.

Umutlarımın bir kez daha yıkılışına şahit olmak için mi umutlanacaktım?

Ne arsız gönlüm var benim! Etrafımdaki insanları ne de çabuk seviyorum.

Aynı duayı birbirinden habersiz eden iki insan, er ya da geç kavuşurlar.

Belki bir gün kalbimi yormayan birine denk gelirim diye yaşıyorum.

Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimsin ve ben bütün ruhumla sadece senin…

Tembelim ben, öfkemi nefrete dönüştüremeyecek kadar da rahatına düşkün. Kin de tutamam. Unuturum, sıkılırım, uykum gelir bir kere.

Matemdeyim ve matem tutmak istiyordum, seni görmekten yoksun oluşuma…

Daha o gün anlamıştım, ben ömrünce senle sınanacaktım. Çünkü insan en çok sevdiğiyle sınanır.

Evet, niçin yalan söyleyeyim? Bütün nefretlerime, isyanlarıma, bütün o geçmiş şeylere rağmen, ben yine bir parça senindim.

Aydınlık, hasta gözleri nasıl incitiyorsa, saadet de hasta gönülleri öyle sızlatıyor. Hasta gözler gibi hasta gönüller için de karanlıktan daha iyi ilaç yok.

Seherden sana ne? Seher, ta uzaklarda uykuya ve daha başka şeylere kanmış sarı çiçeklerin mesut gözlerini açacakları vakittir.

Sahici bir kuşa dönüşüp bu dalların üstünden gökyüzüne kanatlanmayı, yukarıdaki ay ellerinde kaybolup giderek bu dünyadaki insanların yüzlerini artık görmemeyi ne kadar istiyordum.

Ben, denizi derin derin yaşayan, daima gülen, söyleyen, dinleyen, darılan bir şey gibi tanır ve severdim. Halbuki bu gece sular bana çaresi, tesellisi olmayan büyük bir yalnızlık gibi göründü.

Aydınlık, hasta gözleri nasıl incitiyorsa, saadet de hasta gönülleri öyle sızlatıyor. Hasta gözler gibi hasta gönüller için de karanlıktan iyi ilaç yok.

Kapalı bir mahzende sızan bir ışık parçası, yıkık bir duvarın taşları arasında açmış sıska bir çiçek, her şeye rağmen bir varlık, bir tesellidir.

Ben başkaları gibi değilim. Çok sevindiğim, mesut olduğum vakit, duygularımı sözlerle anlatamam. Mutlaka karşımdakinin boynuna sarılmak, onu öpmek ve hırpalamak isterim.

Ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır: Tahammül ve tevekkül. Elemlerde bir gizli şefkat var gibidir. Şikâyet etmeyenlere, kendilerini güler yüzle karşılayanlara karşı daha az zalim olurlar.

Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? Bu akşam gökyüzü bana batıdan doğuya kadar dallarını uzatmış bir ağaç gibi göründü; yavaş yavaş sallandıkça, üstümüze beyaz çiçeklerini döken kocaman bir yasemin ağacı!

Kuşlar, ne istediğini bilmeyen zavallı akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha fazla bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkân yok. Ben, öyle sanıyorum ki, bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukları zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek geçirdikleri gecelerde sabaha kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar.

İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış. Ayrılık vaktinde bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış.

Pür ateşim açtırma benim ağzımı zinhar,
Zalim, beni söyletme, derunumda neler var;
Bilmez miyim ettiklerini, eyleme inkâr,
Zalim, beni söyletme, derunumda neler var!

Çalıkuşu Aşk Sözleri
Çalıkuşu Aşk Sözleri

Feride’nin Okuduğu Aşk Şiiri

 

Aç gözlerini!
Kıyamet kıyam olsun!
Ölmek dediğin dirilmeye eş değil mi?
Kıyam uyanmaksa, son dediğin o fazladan iki harf mi yani?
Ah o iki harf!
Ah o yaramaz küçüldükçe büyüyen et!
Ruhum Yaradanınsa sen al etimi, etine şifa et.
Yeter ki uyan bu kan uykulardan,
Uyan ki Yaradana şahitlik et.

Sevmedim, bu denizi, tuzu …
Derimi kavurdu geçti.
Sevmedim bu karanlığı …
Gözümün ferini aldı gitti.
Sevmedim ben gitmeleri senden.
Sevmedim kaybetmeyi ben, sevmedim bu vedayı.

Canımdan öte can yanı başımdayken, aç gözlerini ziyadır göreceğin.
Kamaştırır ama geçer.
Kısacık bir bebek çığlığıdır şimdi hayat.
E kolay mı başlamanın yükü bu ufacık bir omuza konmuş heyhat!
O omuz ben olurum istersen,
istersen yaren istersen yoldaş.
Bak ettik mi sana iki başlı dev.
Şimdi bir omuz iki baş.

Gölgesi serin,
kökleri derin mi derin bir ağaç oluğunun,
o günlerin hatırına beraber gidelim.
Küçücük elimin avucunda kaybolduğu uykumun olmadığı o zamana

Çalıkuşu Hakkında

 

Reşat Nuri Güntekin‘in 1922 yılında ilk kez Vakit gazetesinde tetrika edilen en tanınmış eseridir. Fransız Lisesi mezunu gencecik, delişmen bir kız olan Feride’nin serüveni yaşadığı derin bir hayal kırıklığı sonrasında nişanlısını, ailesini İstanbul’da bırakarak Anadolu’nun küçük bir köyüne öğretmen olmasıyla başlar. Daha sonra bu köyü diğer kasabalar, şehirler izler. Önceleri her gittiği yerde Kurtuluş Savaşı’nın etkileri görülür, güç koşulların, sefaletin izlerine rastlanır. Sonraları farklı kültürden gelen genç, yalnız ve bağımsız bir kızın toplumsal yaşamdaki zorlukları, çalışan değer yargıları, karşısına dikilen çıkar ilişkileri, Feride’nin iç dünyasındaki fırtınalar ve derin yalnızlıkla iç içe geçerek okurun karşısına çıkar. Çalıkuşu, gerçekçi yönelimin ilk dönemlerinden olan bir başyapıttır.

Reşat Nuri Güntekin Kimdir?

1889’da İstanbul’da doğdu. Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Liselerde öğretmenlik, müdürlük, Milli Eğitim Müfettişliği, Paris Kültür Ateşeliği yaptı. UNESCO’da Türkiye’yi temsil etti. Romanları, hikayeleri, tiyatro eserlerinin yanısıra çeşitli çevirileri de vardır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM