Güzel Anlamlı Ünlü Cahit Zarifoğlu Şiirleri ve Sözleri

Güzel Anlamlı Ünlü Cahit Zarifoğlu Şiirleri ve Sözleri

Cahit Zarifoğlu Şiirleri, Cahit Zarifoğlu  Şiir Sözleri, Cahit Zarifoğlu Aşk Şiirleri, Cahit Zarifoğlu Aşk Sözleri, Kısa, Uzun, Resimli Ünlü, Duygusal, Dini Cahit Zarifoğlu Sözleri 

 

Sayfamızda Cahit Zarifoğlu Şiirleri ile ilgili geniş bir derleme yaptık. Cahit Zarifoğlu  Şiir Sözleri içeriğini sosyal medyada kullanabilirsiniz. En Sevilen ve En Çok Okunan Cahit Zarifoğlu Aşk Şiirleri hangileri sorusunu cevapladık. Cahit Zarifoğlu Aşk Sözleri konusunda ünlü, kısa uzun, dini, duygusal, etkileyici, güzel anlamlı Cahit Zarifoğlu Sözleri bir araya getirildi. 


⭐İlginizi Çekebilir: Yedi Güzel Adam Sözleri


Cahit Zarifoğlu Şiirleri

SEVMEK DE YORULUR

Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızın gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
insanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlara

Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
senin sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez kekliksem

Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın

Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bulanıp okyanusa
Selam çakan vapurun
Aman o ne güzel o nasıl
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğim zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi

Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
jozef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle

Piknik beni sana verdi önce

Gelişen güneş yalnızlıktan
bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu

Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine

Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın

Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Ünlü Cahit Zarifoğlu Şiirleri

İlginizi Çekebilir: Ahmet Hamdi Tanpınar Sözleri


Cahit Zarifoğlu Şiir Sözleri

AYNA

Ve gözüm eşyamda değil
Yoruldum maddemden
Ta ki dünya bitti
Köşk kurdum sakin oldum

Dehlizsiz ve tabakasız
Kör bir hayvan gibi
Rızkına etiyle yanaşan
Karanlık bir evdir gövdem

Güneşte asla karanlık yoktur dediler
Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum

Büyük yeni bir hayat bildim
Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey
Bir insan binası yıkılıyordu durmadan

Anılar Defteri

Anılar defterin de gül yaprağı gibi
unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kim bilir
Rüzgarlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin
Ben sensiz bu sessizlikle
deliler gibiyim
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevirme gözlerimden
Yoksa sensiz bu sessizlikte
Kahrolacağım
sensiz bu seslikle

Cahit Zarifoğlu Aşk Sözleri
Cahit Zarifoğlu Aşk Sözleri Duygusal

AHENKSİZ KUŞLAR

çayırkuşu engelsiz yapraklara
havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş
bir ay gecesi tanrısıyla
elişi kağıtlarından ev demetlerini
ve deniz başlarında
küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri
çayır kuşunu engelsiz yapraklara
çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi
vurulmadan ve korkusuna
sebepsiz kapılmadan
duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin
ve eski resimlerde
yerli oyulmuş
gözlerin ve hiçbir vehmin önünde
vurulmadan ve korkulara
yazı sonu alınan bir kuştu
yerle gök arasında
kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler
su altlarında ve yürek diplerinde
zarı delinerek bir an bekleyen
kanatları sabra
ve kabus sonlarına
çarpan konuşan ve sesler çeviren

yerler gök sonlarında
görülmeden tanınan
ve en gerektiği yerde anılan
civa sıcağı yurtlar
çamdan insanı çiğneyen sakızlar
korkuya öteye ve dünya seslerine
çarpan çalkanan
bir yamaçta yalnız başına durabilmiş
açabilmiş çalılar
çayırkuşu insan ve toprak levhasında
gagası ışıyınca durur anlatır
bildirir ki güneştir
her an sabah sesi çıkaran
ve devran deyince
insanın isim verdiği yüceden
göğü kollayan ve ufuktan aranan
bir çift gözü en son şekliyle
her an bir zindan resminde çağıran
güneştir gagası
ışıyınca çayırkuşunun
bir savaş bütün bunlarla doludur
ölüm beyin düzlerinde
sık sık gezinen ve işte tamam yerine
her dokunuşta bir delik açılan
hepsi bir tek karanlığa açılan

Cahit Zarifoğlu Aşk Şiirleri Kısa
Cahit Zarifoğlu Aşk Şiirleri Kısa, Uzun

İlginizi Çekebilir: Sezai Karakoç Sözleri ve Alıntıları


Cahit Zarifoğlu Aşk Şiirleri

AŞKA DAİR

Öyle sofralar gördüm ki
İnsan kasları vardı tabaklarda

O eğik gövdeler önünde yalnızlık
Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu
Bir kadın
Bir erkek

Gizlice soluyordu
Bir erkek av arkadaşından
Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak
Kamışlıktaki sazların arasından
Ilık ve yapışkan fısıltıları
Ayırarak alarak
Urgan gibi bedenine doluyordu

Her şeye benzeyebilirken o
Hiçbir şey benzemezken ona

Cahit Zarifoğlu Sözleri
Cahit Zarifoğlu Sözleri Kısa

MAVİ GÖK ORDA MI

mavi gök orda mı
bakıyorsun kuşlar
hazır
sokak lambaları yanık unutulmuş
bir kadıköy vapuru hınca hınç insan
çok geçmeyecek
martılar beyhude turlar atacak
kıyılar lağım konserve kutuları
mısır koçanları

sevgi aranabilir yine
korkusuzca say koskoca kederlerini
bir kuyu bulunabilir

aklımdan çıkmıyorsun
sen hala dizüstü
bunca anıyı besleyerek
sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
görür gibi olarak açıp baktığımı
bense şöyle diyorum
buradan bir acı kanamış boyuna

kuşlar hazır
öncü havalanmak üzre
şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
o vapur hala hınca hınç
kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır

çok geçmez aradan

kadınlar kapı önlerinde
ellerinde meşalelerle
aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları
yorgun bir sarıyla ben de
geçeceğim önlerinden

aklımdan çıkmıyorsun dedim
başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
telefonlar yan hücrede çalışıyor
bense kurşunî bir dere
ağaçlar hayvanlar bile kaygılı
onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak
mavi gök orda mı

yapayaşlı bir rum kadın
her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı
haydi koşayım diyorum belki dağılır
koşuyorum
sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar
hayır daha sevgili daha sevimli değil
ne başka bir gün ne başka bir zaman

çok geçmeyecek aradan
şöyle diyeceğim
bulutlar açmadı
mavi gök orda mı?

Anılar Defterinde Gül Yaprağı

Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Gibi Unutuldum Kurudum
Başıma Düştü Sevda Ağı
Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum.
Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir
Hangi İklimdesin
Ben Sensiz Bu Sessizlikle
Deliler Gibiyim
Sensiz Bu Sessizlikle.

Ayrılıkla Başım Belada
Gözlerini Çevir Gözlerime

Yoksa Ben
Sensiz Bu Sessizlikle
Deli Gibiyim
Sensiz Bu Sensizlikle.


İlginizi Çekebilir: Güzel Sözler


Cahit Zarifoğlu Aşk Sözleri

ÇOCUĞAN

bu bir geç kalıştır.
akşam duruşlarında
alna vuran ürpertinin
direklere benzeyen düzenli
gizlenik adamında bir kadın
bir geç kalıştır

taş kapıdan ürkek bir güvercin
aşağı sokaklara uçuşan saçlarıyla
ilk akşam vuruşuna kadar
ardında gizlenir bütün seslerin

bu koşu büyür elbet
geçmiş bilinen çehreler sırasından
açıkça saçları belirir
bir gözleri bakar
dudakları gizlenir ağzına

burada yoğun bir savaştan
inmek gerekiyor
Taşlarla koşuyu
en yakın sonuna
örtmeli
güçleri buğudan atları
kırbaçlarla
kavga gider yol uzayınca
bitirir şarkıyı şapkayla
şaraba sabahsız
uzanan ellere
bir keklik dimdik bakınır
bir kazanca dokunur aklıyla

Dünya
sırtına çevrilmiş hamalın
yorgun kalkışı
şehrin torbalanmış sıcağına

kalabalık bir şaldasın
arkandan bir şovalye gelir
üzgün ve eski
zincirlere benzeyen yanlışlarıyla
tutarsa kolunu özgürlüğüne tutar
sen savrulup gülmektesin

dağı anlarım durur kızmadıkça
dağılır buzlar yolları kesilince
akla dümdüz
demir atıp ancak durulan
sedirsiz taş kapıda
sevecen gezdirir ellerini
sürdürür çocuğan çağında
sürmeli
açar ordularını sevgilimdir
kurar çadırını bir tiyatro kahvesine
altıncı kata bir denize yükselir
anlatır haftalarca
telefonda susta duran
kapıda bir saat vuruşunun önünde
silahsız duran serçeyi
sen
bir şehir açsında çevrilensin
bu koşan eski ve solgun
Aşkın
ikinci serpilişin bir yüreğe
tuzaktır adını bildirmek

ama bir şarkıda geçer adımız
sahipsiz vuruşuyla ispanyolun biri
bir balıkla yan yana sorulur

barıştıramazsa bizi
denizler adına ne duymuşsa
hepsini çizdirir ve üzgün
bir kalkışla çıkar karşımıza

Cahit Zarifoğlu Sözleri 

SORU İŞARETLERİNDEN BİRİ

Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin ‘lokmam ellerinde’
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü’min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler

Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaları üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:
Hergün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimiz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemesiydi demeseydi
Allah
Sesinizi
Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun’
Düşünmezdim üzerinde
Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN

Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben


Dini Cahit Zarifoğlu Şiirleri

AÇIK AÇIK ÇAĞIRIR AŞKINI

1
Çabuk akan tez giden
ilk geyik avında ölenler
çarpıntı başlarıdır insanlığın
Uzakta, ta burada
Ünlü bir can sıkıntısını
Ufalar bir zümrüt sakal
Yeldeğirmeni
ve uçuşan leylekler
beyaz saçlı atın
kar yıllığını rüzgar hallerini
kahraman atın
madalya anına bitişik
dört nala koşan sesi
oradan uzaktan ta buradan
siyah
çatık kaşlı gelincik tohumlarına
benzer sezişleriyle
gelişir yapılı kaygılar
2
bir ayıp giyotin
çün ağaç sağa dönmez
soldan kuşatılır
çün ağaç şaşırır
ağaç ölür
Ama sapına kadar
Bilhassa büyük
Erkek

Tam erkek bir el
Yani kolun ucuna kadar gelmiş de
Yumruk bile olmuş
ve bilhassa bu büyük bir el
beynelmilel bir sabah seli
katlayıp büküp yapma çelikleri
gündelik insanı kaldırıp
bir de tanrıya şarkısını söylerse
Belirli bir yapısı
belli bir geçmişi olan
nereye değdiğini bilen
düğün yapısı fırçasıyla
toprak ve topraktan sonrasını
aynı çığlığı atan
ve karalar içinde
3
haydi
şu kaçar su durur mu
gök içimizden bir zenci çağırır
zenci zenci
bir büyük geniş başlı
şikayet mi ne olur
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
öyle ki alın
mübarek bir şeydir

Cahit Zarifoğlu Şiirleri Kısa

ARZIHAL

Çiledinmi
Dünya tutar inilemen
Ne saltanatı dünya pahada
Ne kalbi altın mezarı şöhret
Yer şahit
Alevli hüzünlerdin mevla için

Ne altın yıllar verdin hep
Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle
Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz
Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren
Ve yalın
Henüz gelmiş gibi kınından
Ve altın yıllar verdiğin hep
Ve ağır ağır çeviriyordun
O dalgın ve ağır yüzünü devrin
Yuya yuya o güzel Elçiye

Ne altın yıllar verdiğin hep
Biriki bronz kişi konabilseydi önüne
Ve ne altın yıllar daha çiledin
Artık yalnız değil adımların
Şimdi daha iri doğuyor sabahları
Horantası bir hayli arttı güneşin

Kişinin güzelliği ağa ustalarına göre güzeldir
….

Ünlü Cahit Zarifoğlu Şiirleri Sözleri

BERDUCESİ — 1962

a
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızgınlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor

Topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kuçaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız

beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklıığmız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse
benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim
b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu

her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland’da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah
c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşarım kıvranışlarında
gözleriyle ‘harikulade’ yaş bulutları
yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska

göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz

bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridior görüp ölüyorum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üz ‘aziz’ bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış

hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse – rölans

Anlamlı Cahit Zarifoğlu Sözleri

İŞARET
ÇOCUKLARI
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan

Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Neenelerinin koyduğu avuç taslarına

Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleştirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonnra yıkanırdı

Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şeklinde

Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim

En Güzel Cahit Zarifoğlu Şiirleri

KURULUŞ

Anılar şarkılarda sıralandılar
bizim büyük güneşlerin karşılarına
gelip kamaşan ençok insan anısı
giden ve dolanan ayaklarını
en uca uzaklara yaklaşan
katı yürekli çocuklarına
işaret verdi solan sarayları

Toprağın üstünde iri erkek
gemç kıza koşturan atını
Genç kıza kapılan büyük atlı
yan yana çarpan hücrelerde
su içen öksüren düşünen
kıvrımlı sütunlar içinde
taş tabanlarda
sevişen güçler
kalın bir arap rakkasında
Homerin son ayaklarına
değinen kırmızı böcekler

savaş anısı yani
En güzel kan hücresi
gittikçe uzaklaşan kulakları
çağıran şarkılarıyla
taştan çizgilerin
arasına enli bir taht gibi
kurar gürbüz saçlı oğlu
yanında kralı

iki deniz adasının
ortasında kurulup denize
eteksiz bağdaş kuran
çömlek yapan adam
ağır birtaş açmış önüne

şehirlerimize uzanan
yeni çağ dağ heykelleri
insanı kansız ak mağara duvarlarına
kanlı ve kara
hayvanların hoş getirip doyurduğu
kadının içerisinden
kolunu sarkıtan buralara
uçuşan ışıklı oyukların
kemiğe giren yaranın
hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize
gücünün farkına yeni varmış gibi
saldıran kamaları öz saçaklanmasının
artık çok incinebilen gözlerimize

Etkileyici Cahit Zarifoğlu Şiirleri ve Sözleri
TOPRAK

Evlerle aramız açılıyor
çünkü şavaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar

1

Evler boyun boyuna gelmenin habercileri
çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar
göğün yanaklarından sarkan gündüzleri
indirirler saçaklarından akıtarak bahçelere

Bahçeler ki evlerinde olanların
topraktan gelen ağaçlara
tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları
ve içine geleceğinden emin anılar
nur topu ceviz yaprakları
İlk sevgili yaprakları
ilk şiir sıcaklarını koydukları

Bir hacim altın şeklinde
Her an açılan Kitabın üstünde
Işık ve ışıklardan camını giyinmiş
Balrengi bir lamba

Beni doğuran peygambere yaslanmış
Geçmiş canları sergilemiş göğsüne
Hepsine hatimden bir mucize ayırmış
Armağan salmış iç süslerine

babam canımı çökertiyor
hep aynı tarlanın önünde
aynı topraktan kalkıp
türbesini yontuyor içime

2

Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine
küçük kız gitti sancılandınız mı
evler ve dereler daha derine

Güneşe kan durup dururken sıçradı
korsan deri değiştirdi
ben can değiştim toprağa basarken
ellerim yırtık saçlarımda
tatlı suları geçerken
denizde sallanırdı başları
korsan bir ev tutkununun içinde
evi zorlanan midyenin içinde
topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde
keçelenen
ve raslantı basan çatısız yüzleri

evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş
fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak
geçti biçiminden
sen nerde şehirleri gezdiren nehir
gece bir an bulup çınar ağacından
güneşe dökülen
evlerin dışında gezdiren beni

yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı
Ki sımsıkı el tutan kader tutan
ve sokaklar ki anneler şöleninde
bebelerce fıskiyeli etekler

Unutulmaz Cahit Zarifoğlu Sözleri

ŞAN

5

Aşk çocuklar parlayınca görülen ışıklardır
Işık yüreğe varınca yorulur çeşmeler
Aşığın avuç açıp doldurduğu sularla
ki ölenler vardı sularla küçüklüğümün oralarda
Elim yarım ve bilgisiz uzanarak
Her şeyim çocukluğum
En yakın nalbantın ağzından kestiği at
sarsılınca ayağını büküp başlamışlardı
güçlüydü nalbantın çıplak kollu adamı

Oyuncak atımla yolum düşerdi şehrin şanlarına
sokağı dönerdim
kaplanları karanlıkağızları Arap bağırlarını
zayıf çöl savrulu Arap bağırlarını
anlamadığım koşuyu birden bırakır ağlarken
Birden kaybolan oyuncak atlı çocukları dönerdim
Küçüklüğümün oralarda dehşetle devrilirdim
Nedeninden hiçbir şey bilinmeyen
Sen ey şanlara

Mahallede tuhaf bir korkuyla erkekler dolanırdı
Ender dururdu kadınlar

Demirinde gül suyu şişeleri asılı pencerede
Duvarlarına akrep tutturulmuş oda
Duvar gezinirdi akrebin altında
Duvar loş akrep sarhoş
lambanın o büyük şafağından sonra
gidip gelirdi mutfağa
kilerde kirpilerin çuvalların dibinde
peynir küpünün içinde
Çocukları

Asılan kocası
Kurşunla delinen akrabaları dururdu öper gelirdi
Kan güden bir yaşamayla gider
Kan güden bir yaşamayla gelirdi hizmetçi kadın
Öyle sanırdım ben oralardım çocukluğumdu
Beni bağrına bastırırdı
Gözümü gözüne kaldıramazdım
Kaşlarının dibinde kuytu
ilk gelinlik mağarası
Ağzının içi mor kat kat pütür
Sonra duvar
Demir
Gül suyu şişesi
Karşı pencere

Sabah nalbant hala durur beynimde
Çocuğum öylece uyanırım
Pek bilmem

Alt katta sivilceli bir oğlan
Anası civcivleri ağaca saçar
Yağmur toprak süyüklerden sallanırdı
Taşlıkta kavun çekirdekleri kavrulan evde
Sıcakken ateşin üstünde
Kentteki kişilerin elleri tavanın içinde
Alıp avucuna konan kabuksuz kavun çekirdekleri
Alıp değdirirdim dudaklarımda kabaran deriye
Kızgın

Dudağımın uykuda sevinçle yarılmış derisine kızgın
Parmaklarımın civa akan ucunda
müthiş azıcık kaygan
Kavun çekirdeğinin batan sivrisine
Ağzı kanasın diye nalbantın
Kestiğ at

Çocuklar kişneyerek doldular avucuma
Annelerinden koşan babalarıyla kovalanan
Sarı ve siyah başlarıyla
Ölümle boğuşa boğuşa onu kaldırım taşlarından çekerek
üstlerine
terli yüzleriyle yapıştılar ellerime
Çocukluğumun orda en bülbül yerinde
Nalbanttaki atın içinde şah duran korkuydu

Cahit Zarifoğlu Şan Şiiri 

(devam)

Zahmetle taşıyıp beraber kurduğumuz bahçeye
Atın içinden bedeni yırtarak
Fırlayan korku
Ta kendisi bahçeye kurduğumuz salıncak

Çocuk başluktayken ölüye asılı kalmak
Annenin sesi her evden
Şehirde her baş dönmesinden
Çocuklara çıngırak gibi duyulur
Annenin elinde birden tahta kaşık kırılır
İçini bastıırır raftan bir kaşık daha alır
Ocaktaki çorbanın önüne çömelmiş
Düşüncesi suyun şeytanına çağrılır
– Hangi salıncaktasın çocuğum ipi iyi tut
Annenim ben
Yaklaşır kan kokusu yere vurur
Burunda ve orada iyice kan bulunur

kaplar koşuşan bağrışan yüzleri
eğilirler bakarlar
ki tırnaktaki noktadır
cansız bedene tırpanını geçirmiş
çarşaf gibi büyüyen

Bayramlar oyun arkadaşları kuşlarla
Güzel seslerle yaklaşır
Tırnakta beyaz nokta olunca parmağa halkalı şeker
Ölüm ve korku beraberce toplanır
Dernek kurulur
Her kadında bir çekmece açılır ve kapanır

Ey alın beni
Yuvarlak ve dalgın kalayım
Arkamda dik ve beni iterek kendine çekerek
taş ve yerinden oynamaz
Oysa onlar kuşlar gibi uçar durur
İçine yukardan çiçeklerr savrulur
Havuz cami havuzunda
Kımıldayarak yatan minare

Size çağrıldığım çağlarda
Açtım çekmeceyi onları siyahla boğulur buldum
Çocuklar çılgın gibi oturuyorlardı ntahtalarda
Ellerinde kırık aynalar ve aralarında
Esrarlı bir hayvan dolanıyordu
Falakanın ipiyle kıvrılan tahtası arasında
çünkü falaka asıl her yanda
Sıkışmış gibi gözleri
Hain bakıyordu çocuklar
Elif eşer
Be beyazlatır
Te terkeder
Büyünür ferahlanırdı
Bol güneşli kapıdan önce kaşları boz sakalları
arkasında bol entarili içbükey kızları
Yorganların ısıtan nakışları
Cim

Kilimler süslenip yangının önüne serilirler
Kan ve ateş beraber tadılırlar
Buyurulur yayıklar az gelir
Sabah ışığında uykulu çağda
Bir çocugun aydan anlayışına
Hamur ve tandırda çobanın kaval solukları
Karacadağ bir deveyle aşılır
Karacadağa bir deveyle varılır
Ve hemen Karacadağ bir deveyle vurulur
Kayalara ezan bağlanır dağlar kutsal kılınır
Sular baş baş ağırlanır çünkü baş suya uzanır
Kıl çadır ve deve ıhh
Ihh ya deve

 

Şan Şiiri Cahit Zarifoğlu

(devam)

Hoca
Hocanın iklime emir veren karısı
Ve çocukları kavrayan kızları
Ve onları kat kat kapalı dizlerinde
Pekmez ve ekmek duran sinide
Biz güvercinlerdik yüksek ve gizlice
Değirmenden
Üzüm bağlarından gönderilirdi onlar gönderilirlerdi
Elif Lam Mim
İçimizin fatihleriydi bürürlerdi
Güzelce
Muhteşemce

Sen büyük ve yeşil renk ayrımı
Seven bileğimin tuttuğu dostlar
Çocugan kokuları havlayan masal şahları
Oradayken kilerdeki torba yığınlar
Geceyi kapının önünde geçirmiş
Deve kervanı
(ve birden manzara)
Sal fıratın ortasında ve çıplak insanlar
Boğuşurlar tutunulmaz gediklerinde
Ekmek taşında

Çocuklar doğayı çeviren dehşeti arar
Sorar.Rüzgarı tutar bırakmaz
Sorar bırakmaz
Bıraksa sal devrilir
Tavşan yavruları bulur sever
Salın ipini öper
Su uysal kalır

Çocuğun saflığına denk
Sincap elinin altında
İnsanı koruyan suyu uysallaştıran da

Büyükler huysuz
bir şehre gitmek ötekinden devrilmek
Ana suya bakar
Saçının tellerine korku takılır
Bilinmez çocuğun
Isırırken ananın yanağını
Ya da kırarkaengül suyu bardağını
Dost tuttuğu melekler
Hep oradadırlar

6

Bayramda içinde buzlu su duran sürahi
Hıdırellez çarpışı kırların mutlu çarpışı
hapisane duvarının süyüğünde
İçinde tozlu balıklar soluyan sürahi
Ve atlı meydan yokuşunu başında
Kovulan cinleri toplamış bir deve
Bir hecin deve
Kudurmuş ve ağzından köpükler saçarak
Koşarken kalabalığa korkmuşum bir yalın kılıçla
Başımı düzlemişler dizlerimin arasından kurtarıp
Yüreğimi bir hançer başıyla
Delip yırtmışlar iri yaralar açtığım yatağa

7

Gökten tarlada sürüneni gören kartal
toprak damları uykuyla ayıran oymaklar
Yukardaki her şeklin altına bir döşek açılır
ses bastırılır sıkıca kapatılır dizlerin arasındaki yumruğa
uyku o kimbilir hangi dağın ardından atılır
rüzgarla soğuyan alna sançılr
yıldırım sıkışık bekler
sevenin yumulmaz gözünde kan birikir
yatağın içinde savrulan eliyle akrep düğümler
akrep biriktirir
son had son saat
toprak dam Dağ başı Karanlık Uyuyanlar
seven dayanamaz kımıldar
birden yıldızlar dökülür

dans dans içiçe gök dans
üşürler bir anaya çarpılır atılırlar evin üçlü düzenine
azap sağanak tutturur mevsimler kapılarla sakatlanır
dolanırlar kırık camlarını pencerelerin elleri parçalanır

Cahit Zarifoğlu Şan Şiirinin Devamı

çene deler yorganı çenenin ucu baygın sıcak
uyuyan bedenleri uyanmayı vuran bilinç
bu et onların mı kolları hangi çıkmazda
onları alıp götürüyorlardı onlar yatanlardı
zuhal yıldızıyla bir kestane çarpıştı tavanda

bütün kozlu dere künbet yıldız avında
yıldızların yanında onlarla sahi
onlardan biri
topraktan tutmuşum yıldızım ne zaman kayacak
ve şan şan açılır kitaptan sayfa
bir küçük kıyamet yatırılmış içine
üç parmak eninde
gerçek tavanda dönen fare

elden avuçtan dalgınlıkla kaybolan
çare kaybolan
tepede tek taşıyla duran minare
şeyhin bir nefesle ayakta tuttuğu minare
ve yattığı toprağından hatıralar alındığı
kadınların gebelik isteklerine
her tozunda bin bir suare

en geniş geçmişte en son gelecekte
o var
nesiller dağa dağ tutarak
toprağın yaralarını yararak
bildiler onu ATEŞ saçan uyku
girdap dönüp dolaşmak
ölünce atılmak cesurca tutunmak

ve onlar kadınlar
öyle değişik dururlar çocuğun teriyle savaşırlar
önemle alınırsa van goh
vahşice dolanır şafaklarda
dağları yakalayıp duran gün daralır

ovalara sancılarla dalgalarla ahenkli dalışlara
öyle sabah öyle kadınca çığlıkça

hayır anıla şer kutsal ağırlana çün tanrı
bir güzelce buyurdu öyle buyurdu

insan toprak çalkanırken
çocuklar kadınlar erkekler gülücükler ovalarca

8

Erkek ve dalgınca büyüdüm
Dervişin su okuduğu taslarda
Yumulup eğilmiştim bedenim vardı
Suyu arıyordum vardı yanılmıyordum

Başımda göğün dolanan sarmaşıkları
Güya kurnazca bakıyordum
Ve Leylanın
Bir gece ağrısında
Sapsarı kabarcıklanan yüzüne

Bir haneye çağrıldılar
halılar hasırlar ve kaynayan canlar
Acı kahve derin fincanla sunuldu
Oraya ateş birikmesi gibi oturdular
Gözlerini kapıyarak ve sormıyarak

Hasırları birbirine vuran
Hasırları duvara damlar

Resimli Cahit Zarifoğlu Sözleri

BÖYLE OL BÖYLE SÖYLE
Doğuyor çocuklar
Türkiyede
Cezairde
Kenyada
Eskimolar ülkesinde

Dünya ne uzun
Ne kısa

Milyarlarca milyarlarca çocuk
Geldi yeryüzüne
Her birinde bir çift göz
Baktılar yer-gök aleme

Şimdi Eğleşir eşyada
İki kere milyarlarca gözle
Baktılar nehirlere
Yan yana akıp
Karışmayan
Tuzlu suyu tatlı suya
Kuşlara
Dağlarda dolanan kartala

Şurada bir savaş var kan akıyor
Şurada. İki kere Müslüman kan

Ve milyarlarca çocuk
Tarih boyunca
Büyüyüp
Avuçladı dünyayı
Giderken
Bıraktılar hep

Doğuyor çocuklar
Çinde
Afganistanda
Türkiyede
Şimşek sabahta yıldız gecede

Doğumlara artık ebeler
Anneler de karışmıyor

Ya bu sonbahar

Dünyanın mevcudu ne
Nereye gitti
Doğup doğup boy atan nağra atanlar

Ne sesleri kaldı
Ne cisimleri

Ah çocuklar çocuklar
İçiniz kararmasın sakın
Açıp
Okuyunca bu şiiri

Şimdi biraz
Baksın dikkatle bana gözleriniz
Ögrenelim şu duayı
Yol boyunca
Beşikten başlayıp
Mezarlara kadar

Önce besmele
En güzel kelime
Allahım
Yol boyunca
Bırakma elimi
Düşerim sonra

Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum

Allahım
O güzeller güzeli

Hangi iyilik diledi senden
Dilerim ben de öylelerini

Allahım
Peygamber efendimiz
Hangi şerlerden sığındıysa sana
Upuzak tut benden de onları

Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi

En Sevilen Cahit Zarifoğlu Şiirleri

MEÇ

Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor
erikleri itiyorlar
erikleri onları yırtıyor
ellerinde dürtme silahları
plaj yıkıntılarına çarpıyorlar

sarsıntıyla akıyor
ayaklarını ıslatan
yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir

gerginlik balık kanadı
sertlik gözlerine yakın gelmiş
suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi

çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere
bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi

Gerçekler başlarına konan çiçekler
yaprakları boğuluyor
yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden

bu sırada tramvay geçiyor
ve duruyor fidan küçük ağaç
göğüne üç ayak yaklaşmış
ilk koçanını ezberine biliyor

her an ürperti geçiriyor
odaya sokulan yemiş

odaya sokulan yemiş
göz hapsi

evinde durmayı seven kadınlar
mermerle sıvıyorlar çocuklarını

top uzağa yakına çagırıyor
hep bir noktada kalan adama
varmaya doğruluyor
sulardan sorulmayan
ama sulara yatkın anılarına
sevgiler koşturan
pencereyi parça parça aralayıp
denize açılan bir sokak kadını

denize açılan çuha kadınınıı
açıktan geçen son sağlığa bağlamak için
makina ustası
amma da mideli yıkılmadan geliyor
ve sırım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben
gittikçe soğuyan ve soğuyan ben
ekmek kırıntıları döküyor

her zaman yaprak duşleri başlıyor
serpilen kuşlar çimen düzlerine
gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar

kuruyan ağza kapak göze kapak
çölüne atılan zar
sulardan serpme balık

deniz görünce kargılar atılıyor
karlı yamaçlardan
kızgın kumlara erenler kaydırak
arkalarından aç karınlı
sevilen kurtlar iniyor

ağaçlar dimdik
dallarında gergin su
haber gibi bir şey bekliyorlar
kökleri toprağı geziyor

bir yatagan aşırı gitti mi
zindana çıkıyor kök ucu

zufa bir cins ağaç

Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor
kente verdiği cevap pandomim

başı bir gölge altı açıyor
hotozlu kadınıyla
hovarda damı
yanyana koyunca yatak
yaşama simidi

şimdi eskimolara bakın
kadınları fok balıklarından
buzdan yataklara girip
sımsıcak çoğalıyorlar
….

Cahit Zarifoğlu Sözleri Kısa, Duygusal

ÇÖLDE GİZLİ BEZGİNLER

 

bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yagmur sıcağı gibi
öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni

yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
akreplerdir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan

bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek

sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yngın borularında

şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından

gemilerimiz saklanır.ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
saplandık tadına.durduk alnında yüreğe vuruşların

yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır
bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağirmak hiç keseye mi kalır

çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle

koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından

oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar
uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular

bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan

biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık

sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım

Cahit Zarifoğlu Sözleri Dini

AĞAÇLAR
Ellerimin önündeki dallar da
Sarıldı yaprağa
Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim

Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha

Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -korkma
Kaçıyorum -kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper

Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk

Kızlar göğüslerini

Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar

Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere

Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler

Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar

Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile

 

HIZLA AKAN MIZRAK

Sabahtır
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükûn yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını

Düzgün uysal
Işıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla

Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek

Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da

SAÇ

Zili – siz geldiniz -pamağınız durunca
a saçlısı biraz karşınızda
Ama durun uzun zaman önce
daha sizinle karşılaşmadan
dört köşeli
kavşaktaki odada
çook uzun daha dikdörtgen
masa duruyor.

Korkuyu herşeyden çok orda
Bir de zil sesinizi alınca
Daha size banyoyu
Havasız banyoyu açmadan
Korkuyu götürüp kilere
Kum torbasının içine tutuyor.

Cahit Zarifoğlu Dizeleri

SEN KUŞ OLUR GİDERSİN BİR TRENLE

Uzun bir geçmişimiz var
Hiç yorulmadan
En azından bir kere
eğlenceli beşik

ha biz varız
ha biz maskeli balo
Saygıya durup üstün bir gecede
Bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
Keyifsiz bir detayın hkmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde

 

Ya bu kez ölenleri görmeliysek
Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Parka dolalım
Park bizi alır önce
Seyrimizden bir sabah kazanır
Eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
Sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.

TAŞ GEMİ

I

biraz yukardan
taş et
ot mu yoksa
taşetot
alır şaşmadan
gündüzden geceye geceden gündüze
ve bütün geleceklere
çağırır şimdiden ve el koyar
ne varsa
ne dökülse küreden

güneşi çıkarırken toprak
bir de süsler koşturur insanoğlunun
bir günlük atını
sıcak el üfler güneşi karnında köpükleriyle
bir göl huzurundan tutşup
başlar yanmaya
ve seslenir yüce dağ
serin
toplar kartalı yılanıyla

atlasın omuzlarından gencecik kayalar
eğildiler bir mermerin önüne

koşunuz ak saçlı bulutlar
denize yakın
bir çakılın kızgın yapısında
güneşle ilk kez selama durmuş
narin gövdeli soylu karınca

II

baş köşede
bak nasıl
denizin tanrıça köpüklerinden
bir de mermer balık
bir karanlık şehre
üstün nöbetçilerle giriyor

bunu gelecek çocukta olmak için
beklemek daha sonra
önce sipsivri bir başın
balçıkla Afrodite
merdiven dayayıp çıktığı
ağaçların huzurunda
onlar ne diye çocuklarını
balçıklara

III

rüzgâr da koşar
nasıl sever misiniz
ya kim bilir hangi sevincin
hangi gerçeğin çiçeği
göz nuru
hangi hangi geleceğin
ağacı gelir dize
çılgınlık gibi mutlaka
ışıklı imkan içinde

Sol burna mıknatıslı demir halka
acıklı hapşırır diye belkemiğinin
durmadan mutlu geçmişini

Ananız ve babanız
balalan ağızlarıyla
onurları durmadan azalır.Döllenirler
ve başımızın içi cenaze

bir cama bin çekiç
başınız cenaze
canlı tabutlarınızla
kutupsuz kıblesiz
hangi putun önünden geçmektesiniz

Cahit Zarifoğlu Cümleleri

KUŞAK

Babam hemen hakanolur
kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda
bar bar bağırır develerini

Durmaz babam
Öncü seher yıldızından
apaydın olan başını
savaş uçlarında
ölçer soylu oyunlarıyla
düşmanın güzel borazan seslerini

Savaşa gerilir babam
elinde bir karanfille bekler
atılır kentlere

Sular direnir
Çünkü padişah hala güneşe bakar
Akşam geç yürür denize
sonsuz savaşlar kaçan atlar
yük bilek sayısız güçle
açılan bir saray kapısını
kapatır ve padişahlar

sorarlar ava koşan avdan dönen
kanter avda koşan mızraklarını

Sancılı bir duruşla taştan çocukların
serce dolu bavullarını
açarlardı seccadeler şehzadelerin
artist sessizliğine

son büyük soygun son büyük insanın
içinde yaşatmak duran
sayısız ince parmaklarını
medrese parmaklarını
vakıfhan parmaklarını
…ve barış parmaklarını
palyaço resmen saklı maşalarla
taşır sehpalara

oysa babamla bir kraldı anam
ilk ve sonsöz kitap açardı önüne
Adını ona göre koyardı
bir şehrin
ve şehri kendine getirenlerin

İnce ve alabildiğine
giyinip kuşanıp ağlıyan
her bakışın dışında duran kadını
sessiz ölümlere çağıran ben
tık nefes ölümlerimle
sıradaysam vahim bir gerçeği
geçer ve titrek seçişimle
bütün bir insan çarpıntısını
şurda
hani şu dokundukça
yalnızlık değeri azalmayan
bir çocukluk gecesinde gamzeler

bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler
senin aklında pusuda serüven
benim beklediğim (şal gezisi
uçurtmaları) seçerler
takarlar peşine
çocuğunu kanla seven
suya karla yürüyen
yağmuru sımsıkı tutan bulutun

bu sal benim canıma yakışan
bir sabaha yaklaşır
gidip alınır bir ev gibi
çağırır barıştığını
şapkalarına atıp hafif
kuş gibi asılan insanların

Kuş
ürpertir ağzında
ağaçsız insanı
imkansız erkek büyük ağlar
buzlarda

baş taşlaşır
ağrıyı kolay kazanır gibi
kadında dur erkekliği söyle

daha su balık ve yosun var
peşinden demir alıp demir atılan
bir takım ürkek beyaz kollardan

Cahit Zarifoğlu Güzel Sözler

HESAPLANMADAN ÖLÜ

1

Onlardı uzak yerler seçtiler
ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
ve taşlaşan boğulu kalan nağra
bir sarnıç kemeri eğrisinde
dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna

Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan

elleri aynı kumaytan
içlerinde bir haremi tavşan
açık duran kapılarının arkasında
çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları

dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen

2

sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
diz çöken adamlar beynime atıldılar
ağırlıkları safra taşları yanlarında
bellerine kancalı tırpanları

saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı

karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları

Cahit Zarifoğlu Alıntı

SU

Taşlanan kadınlar yankır
girdap duvarda ve sırları çözük aynalar
bir aynanın civarda hayvan otlağındaki benzeri
yüzler kuyuya inen gözü terkeder
sıcaktır orfe yaklaşır
kavalsız ve çılgınca döner kaderine bir kez daha bakar
açlığa üşümeye kartalın alnında duran yıldıza
bir kere daha daha yalnızlığa
kati ve aşk geçerliliğini ortaya koyarak
ulusal ve benci iki çingene arasında
bir kere daha yalnızlığa
atılarak

Yerin içinde yüzlerle hücum
bütün özentili yekinmelere doğru karşı
bütün nedensiz gençliklere doğru karşı
bütün……………doğru karşı
aç olan karın
soylu olan yoksulluk
ve mızrakla gelen alın

yerin gezisinde insan vardır
ağulu bir diş put taşında
doğacak çocukların toplandığı çadır taşında
ava çıkmıştır

Aşk tunç çekmiştir bizle olan sırttına
birbirini çaresiz bırakan çehrelerin
yaralı ceylanı bulup tepindiği
(Fırat birden bire kaybolur bir mağarada)
sevenin kurbanla alınıp kurbanla ödendiği
güneşin aşktan sudan ve topraktan
daha hızlı yöneldiği

raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.

Güvercinler toplandı sofralar kuruldu
Ağaçlar bahçede kızgın güneşle çatıldı
Elma tadları ağır ayrılık tadları
Yalnızlıkla toprağa savruldu

Katerin açık kollarıyla yaklaştı üç tuzaklı odalarıyla
mükemmel bir karpuza yaslanmak
suya çağrılmak
bir de içindeki ziynetleri hor görmek iyice

oysa güneş ağırlaşsın siyah saçımız uzayan başımızda
alnımızın dibinde kalsın seçkin ve Horasanı kayıran
gözlerimiz
Hiç akla gelmedi
Beraber kırları hüznü atmaya yarayan bir annenin
dallara takılıp ağrıyan yaralarıyla yattığı

gerçekten canlı göğsü boğucu çaylarıyla
akşam suyunda bir sütun mermer içmiş
her erkeğe bir yılan üfürmüş

 

Cahit Zarifoğlu Su Şiiri 

(devam)

2

Ciğerlerde ölüm akar
Çeşme
İnsan hesapsız çocuk üfürük
kendinde olmayan gürz kapanan ayna

mektep taze ekmek dilimi zeytinin içindeki bağırgan
ölüm
sıkışmış aramıza
sandalyenin dibinde mi
dudak sıcak çay bardağına kapanırken
salıncak onunla içten içe anlaşma
cevizin ipi tıtan çocuğu kayıran dallarında
yeşil yaprakta veba
ölüm evin hangi bilinmezinde ya da açıkca
küçük kardeşin avucunda mı

uzak insan sahillerine
kelimeyi dolanan dillere
taşıdılar zeytin
kahvaltı ve zeytin
sofrada üç büyük zeytin üç kanlı bakış

Ölünün ağzına zeytin kondu
şiş dudakların arasına
sonra geniş omuz yaralarında
adamlar kırılan camlar taktılar

3

İnanç yiğit ev sorardı bulup konaklardı
Kanlı göz ufuk tarardı
Cürümlü başta her geyik akışında
Örtülür dudaklar çünkü kalbe çarpılırlar

el gezer tenhaları dolanır ufak tüyler
ve tüyler ki ateşle diklenirler
kendi namlarına egemen olarak
üşüme kabarcıkları tad kabarcıkları

ürpermelerle unutkanlık
yerin bir zaferle doğrulması cürme katık olarak
dantel kalb vurması su kapları
ıslak naylon örtü ve ıslak cimrilikle
ustalıkla yaprağa ilave peçete
yorgun ve evvelden haber
sonra saralar
sıradadırlar

Kapılar baskıyla kapalıdır
onlar yontup hamam kapılarını
kulaklara ses kutuları
Ormanlar avazlarıyla parke taşlar
Kurtlar
Yıldırım
Avizeler

Orada köşelere düşler yerleşir yatakları kollar
Uyku canavar kıvrımlı batarlı saldırır
Ev tilkiyle sarılır kuşatılır
Yorgun bir masal uzakta kaybolur
Kulaklarına yosun ve balık biriken çocuklar
Toprağın rengine katılan
Hızla yorgana atılan
Göğsümüze sırtımızaateş bastıran
Örtünen çıldıran çocuklar
La onlarla alev açıyor her yanımız
Anlaşalım

Cahit Zarifoğlu Şiirleri

Su Şiiri Cahit Zarifoğlu

(devam)

4

Denizde büyüyen av hayvanı
suları derin denizleri boyıyan mürekkep hayvanı
uzatır gözlerini ince çalgılar içinde şavaşlarla
tiz sesli yuvarlak ağızlarıyla
bu kez bu alçıyı donduranla
kapalı denizlere kapılıp açık okyanusta
kayalardan inen hızlı koşan bağırlar
ayakta durlar
KALKlar

oturun babamı
ben güvercin saçlı çocuktum
buzlardan başlayıp vurdular
dağların yabani timsahında

sanatın fiziksel geçerliliğe kadar
vurdular
babam up uzun yatandı kumda
ölü ve uzaması birden duran saçlarıyla
çünkü öylesine kendi ölümü

başını yastıklardan kaçıran uykulu başınıcümle odalardan
hep kumlar vardı çünkü uykuya yaklaşırken
üzülecek ve sevinç duyacak yerlerde
dudakların içinde kulak yollarında
adamın öldürülüş sesi
sofadan sokak kapısından
pencereden kumluğa okyanusa
ahrete olan dostluğumuza yakınlığımıza

KOŞU

Mağaralar taştan yolcu örüyor
Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek
Göğü sevmeyi
Ve yerden korkmayı biliyor
Kendine bir ses bekliyor bir sarık
Aleme tanrı

Bir bebek susar nihayet
Sezer de ağaçların otların
Topraktan çıktığını

Bir bebek ağlar
Bir bebek mor ağzından
Bilinir söyleyince

Zerdüşt nereye gittiyse
Hep kartalı gördü

Ve güneş tek hüneriyle
Bir yaprağı kertenkeleyi çakıltaşını
Ve mor olduğunu suların

Beyin tırtıl
Taş taşlar taşların
Dipsiz süresiz seslerine tırmanır
Çünkü ses katlanır
Kazılır kayalara
Ses geçilir iki kaşın arasından
Sonsuz nefes alır
Ülkedir dudakta

Zerdüşt neredeyse
Kartal orada yığınak
O
Zincirli ayakların durmadan çıktığı
Tek bir basamak

Kaya gözlü ağaç saçlı
Taşın içindeki böcek
Bu ilk fırtına kapısında

Taşın içinde böcek
Taşır kendini yürür
Bedenini bir uçtan bir uca
Nabzı vurur dinler şaşırır
Çalışan eşyasını yakalar
Sorar fare kuş balık

her şey kendi yerinde
Taşın içindeki böcek
Ki inanır
Ve çatlar taş

Gök eğilir
O geçer kartalıyla

Yüreği büyülenir burkulur
Gözleri gerilir
Ağzından bir donanmayla bekler
Mermer yerine şahlanır
Çizilir kanar

Bardağa ilk düşen damlasında
Uyuyan güvercin
Ve ilk taşan damlasında
Bir azgın güvercin
Bulutları saçlarından sürükler
Bayram yerlerini geçer hızla

Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla…

Cahit Zarifoğlu Şiirleri Kısa

YANMA

Ve elbet
Gözlerim sularımdan çekilince
ürkek bir ceylanla anlaşırım
yüzünün çok yakını olan bir liman
dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine
bahçeni tutan tavşanlara sığınırım

Kanımdan geçilmiyor moraran ağzım
Kovalanıyorum
İkindi zaman kararan iç çarşılar
ey şafak bir askerle anlaş
Çünkü namluya sürüldün
İşte burada bir ordu yürüyen karnımda
İzim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı
Anlaşılıyor
Hatırlarımıza dokunulmamış
Fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların
Geleceğimizin serin suları ve gölleri

Ey kadın kokla beni
Hayatım yasaksınız

Gelinmiyor akşan zaman kaplanı
Kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
Hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
Kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
Cam kesiyor göğüslerimi
Boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım

Hem şarklıyım ben
Gövdem yara dolu

Sevdiğim kolla beni
Anlıyorum

Fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara
Öpüşüyorlar
Harbin bittiğini söyle ayrılsınlar

Çünkü gece zamanın katranıdır
Gelip geçici değil omurgamdaki didişme
Çantamda sevişme askerleri
Harbin bittiğini söyle

önce beni boğacaklar özgür ve sevecen olmak için
bir bıraksam
yakut bir kuşun içinde duran ellerimi

Sevdiğim
Önce kemir bu tel örgüleri gövdemden
Geç derimin altındaki tehlikeleri
Yürek kızgın bir kuma devrilmeden
Yokla beni

Anlıyorum kaçmaya zaman yok
Şafak birden doğrulacak

Cahit Zarifoğlu Doğa Şiirleri

AÇLIK TÜRKÜSÜ

Aşk gelmiyordu
ve kızgın kokuları coşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur

Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa

Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi 

Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak

Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım

Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi

Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar

Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa

Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda 

Cahit Zarifoğlu Anlamlı Sözleri

DELİKANLILAR

Gülünç şapkalarını sahipsiz sarkılarıyla
Bazen mavi yanaklı bir yıldızın
Kızdan heykellerini
utangaç ve yenilgen
bir gardrob odasında
namluya benzer
herşeyim
dünyada
üryan dolaşan bebeğin
özgürlüğün ama her şeyin
özgüre ödünç verilen geleceğin

Erişilecek bir üst bir alt kent
Bir de
İçinde durup demir atılacak
Bu binek aşkların
Delikanlılar sofrasında
Kamçılı bağrışları

Derken
Merhem
Yok merhem

Derken
Avuç içlerinin kadın bölmelerine
En usta hücrelerime
En yanıltıcı en dolup en boşalan
Ve boşa atılan
Yıkılan hücrelerime
Bükülen dizlerime
Ve kasılan karın etlerime

Kendime gelince ben kim oluyorum
Cevherim neyse nereden geliyor
Duvarların fayans çinko benzerleri
Kendime gelince
Gözlerini cihan gözlerini
Ellerini kollarını parmaklarını
Göğsüme göğsüme tam yüzüme
Uzatan eşya beyleri
Çanak çömlek
Varlığına vardığım hücre gece
Her yandan karanlıklar biçilir
Dikilir üstümüze Cahit Zarifoğlu Şiirleri

II

Yolda kamyonlarla süt satanlar
Düşleri
Evleri ufalayan ve büyüyen çocuklardan
Değerli bir yoldaşlıkla
Ödünç alan ihtiyar babalar
Ateş yanan sokaklar geçiyorlar

Delikanlılar baba ve adam
Delikanlılar ve aşklar
Delikanlılar sevdalı oluşlardan
Bir yıldız poyrazı
İsa meryem kadar
Bir balıkla girince sulara
İnsanlar kelime hücrelerinde
İnsanın denizlere dağılan saçlarında
–isa da tam denizlere göre
insanlar isaya göre
eşyalarıyla ve hayvanlarıyla
yaşar akıp giden uslarıyla
geliştirme geliştirme
bütün ölmek ve öldürmek sınavlarını
anılarda bırakmak için
tanrının ve meryemin yavrularını

Delikanlı bir çağanoz fabrikasında
Yürekleri devrilir doğum günü bayraklarıyla
Kentlere çağrılan ve insan biçimlerine
Nefret biçilen
Ve bunları düzenli anneler şeklinde
Yalnız düşman getiren
Babanın gecelerine

Delikanlı
Bir sahnenin perdelerinden sonra
Katmerli kadife ve kapanan karanlık küçük odalarda
Ve karanlık küçük odalarda 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM